26 Aralık 2013 Perşembe

Cılız koşu

Yorgun geliyor basamaklar
çık çık çık iniyor sanki merdivenler
bu sokak yabancı bana şu bin senedir
ama olsun yürüyorum her sabah ,
kuş pisliklerini sayıyorum yol kenarlarındaki
ne kötülükler yapıyorum bir bilsen hayvancıklara
ne dalga geçiyorum
ne kızıyordur bana şu bitap kedi
ne çekti sensizliğimden karıncalar
ne ağıtlar duydum bir bilsen ağustos böceklerinden
ama olsun yürüyorum her sabah ,
onlar da katlanıyorlar bana
karıncalar sabır dileniyor ,
ağustos böcekleri seni konuşturacak şiirler dileniyor tanrısından
neyse bugün de gördüm o pencereyi
günaydın dedim önce sana
sonra yüzündeki yastık izlerine
sonra senden haber versin diye pencerene yolladığım kediye

7 Aralık 2013 Cumartesi

Kutlama

" geri fışkırtacağım beni aciz bırakan gazabını
senin kötülüklerinin mel'un aleti üzerine
ve öyle bükeceğim ki bu sefil ağacı
açılma nasip olmayacak vebalı goncalarına " Bauldelarie

3 Aralık 2013 Salı

Ne gerekmiş ?

yazmayayım şu illeti diyorum.
su perileriyle yüzelim diyorum
içimizden içe içten oluşa
kanatlarım da iyileşir o zamana
köşedeki kız anlamış uçamadığımı
peşimde kunduz , peşimde vurdum duymayan kürkün
iyi ki dikene doladı kalbini
ne acılar kalmış beynine yetecek kadar
ne ateşli tortular varmış beyninde acılarıma eş değer
ne çok sevmiş şu yıllardır dillerden düşmeyen gül , dikeni
ne bülbülmüş ne gülmüş
bir bitmedi
ne bedelmiş
ödesin kime ne ?

27 Kasım 2013 Çarşamba

Daha çok ...

elmas getirdi muazzam şavaşım
altın kaplama kalpler getirdi
deli , koşan , hızlı çocuklar ,
uzvuna neşe getirdi evrenin ,
daha çok hüzün , daha çok zevk
duvardaki narin tablo
onu daha çok üzün , daha çok zevk
daha çok sinek toplamak için şu zaman
daha çok sinek getirecek savaşım sana
etekleri dolu sinek , kirpikleri sinek
gözyaşları öldürülmüş sineklerle dolu
zaten sineklere koşuyor her savaşın sonu
inanın savaşların sonu daima sinek yolu
etrafım sineklerle dolu
savaşın başı sinek
sonu sinek

25 Kasım 2013 Pazartesi

Elem çiçekleri / Kutlama

" ... onun ağzına mahsus ekmeğe ve şaraba
kül karıştırırlar pis tükrüklerle,
atarlar onun dokunduğunu riyakarlıkla,
suç sayarlar basmayı bastığı yerlere.

Karısı haykırarak gider umumi yerlerde :
'Madem ki tapınacak kadar güzel buluyor beni
Eski tanrıçaların yaptığını yapacağım ben de ,
Kendimi yeniden yaldızlatacağım onlar gibi ;

Doya doya yiyip içip eti ve şarabı
Sümbüller , bohurlar , amberler  içine batacağım ;
Bana hayran bir kalbden ilahi saygıları
Bakayım nasıl gülerek söküp atacağım!

Koyacağım üzerine narin ve kuvvetli elimi
Artık canımı sıkınca bu kafircesine şakalar ;
Ve kartal tırnaklarına eş tırnaklarım
Bir yol açabilecek onun kalbine kadar'." Baudelarie

19 Kasım 2013 Salı

Lupa

bir kabile
tek kelime lazımdı ona uçmana
"hiç" dedin yok oldun
beynime hiç değdi
beynime hiçler
kalbim hiç
şurada geçenlerin kanat aşıkları , kanatlarını bırak geç
kanından bir çiçektir kanatların
bir kabileydin ya işte , yoksun
neyi aç bıraktık ?
ne ?
kanatlarımı kullanmayı mı unuttum sizce de ?
unutmadım , bıraktım
parçalayabilirdim ama yapmadım
dedim ya kanından bir çiçektir kanatların
sen yaralarını sardıkça ben uçmayı bıraktım

10 Kasım 2013 Pazar

siz ve sinekler

"üzmek için olan adam
diğerleri sadece sinek sevgisi
büyük soru işaretini düşünmeye gerek yok biliyorum
soru yok , cevabımı biliyorum
şu kadınlar varya  sadece sinek sevgisi"

Ligya

taşraların tabanına bir balık çiziyorum
başımı yerden kaldırmadan
samandan asa ile
görünmez kanatları olan bir sürü balık çizdim
yolculuk uzun olacağa benziyor
topuklarım çok acıyor
tahtırevanımı köleler çekerken bile
topuklarım çok acıyor
topuklarım acıyor sinirleniyorum
sinirleniyorum acı dayanılmaz oluyor

"insan , tanrılara inanacağı yere düşlere inanmalıdır"

köleyse git satın al
tanrıçaysa bu nasıl mütevazilik
güneş vücudunu çizerken görmüştüm
ruhunu içebilirim
nefesini içebilirdim
neyse cennet kuşunu sonra konuşuruz
uyu şimdi
söz verdim
sen uyurken ölmek yok

9 Kasım 2013 Cumartesi

uu insafsız şiddetin de yol buluyor
içinde parçalanıyor
...
güneşim vardı suya düştü
hiç çıkmıyor on iki gündür
yıldızlar vardı bir bir kaydı
ama şimdi hepsi yerli yerinde
parçalayabilir , susturamaz , durduramaz
bir şenlik var sensizlik var
kırmızı kurnaz tilki
aşkın ellerine düştü
yıldızlara dolardı düştü
ah sorma
neyin var
neyin güçlü
neyini aldılar
neyin ızdırabı peşine düştü

Osman Özçakar

"bir iki üç yolumuz var
kısa uzun
üç kart kaldı açılmadık
üç silahşorlerden biri , adını anmadık
kalmadık
eridik
ne yazık ki biz dünyanın
en zamansız ay tutulmasıydık"

"ilkin nefesini aldım denizin
sonra biraz alkol

her masada bir başka
bir başka masada herkes gibi aynı
çok başka
herkesin birbirine bir borcu var
salladıkları çanın içinde unuttukları
mutluluk atlasları"

"bir çalı ayağımıza dolandı
rüzgar uykumuzu getirdi
ben bu erkeklik bayrağını aldım katladım
iç cebime
sordum
-ki aşk her şeyden başka"

"şimdi sen uyurken
bir havuz doluyor dışarıda
bir havuz nereye kadar dolar
ruhumuzun boyuna geldik
duruyoruz şimdi
parmak uçları alesta"

8 Kasım 2013 Cuma

Quo Vadis ?

kadınların ruhu var mıdır ?
ateşli , sadık ve aptal adamlar
kadınların ruhu var mıdır ? yok mudur ?
yeşillerde kahverengi yokken
şairleri deli sanıyordum
frigidaryumda dudaklarını isteksiz bir su perisinin dudaklarına yapıştırmakta olan bronz bir faun
şu faun'un hakkını ver 
şu faun'un hakkı var !
hayatın en iyi yönü gerçekten budur 
tamam ruhu boşverin
sizce ben de delirdim mi ? siz şiir yazar mısınız ?
bana beni yazar mısın ?

7 Kasım 2013 Perşembe

Kızıl

hazinenin diğer tarafında sadece büyülenme kaldı
ne güzel bir eylem bu böyle
koruyamadığın asil kürkünü nasıl yuvarlıyor yokuş aşağı
çok tuhaf gelmiyor mu ?
"tanrım bu nasıl bir hazine böyle!"(!)
istediğin her şeyi veriyor sana
öyle değil mi ?
nasılda gülüyor baksana , karıncalar gördüklerinde yerdeki elmasının parçalarını
tanrı ? bu nasıl hazine böyle ?
bu sorunun sonu yok mu ?
kayıp karınca

18 Ekim 2013 Cuma

Çor

en büyük ses bu !! çıkarabildiğim
en ağır , en acı , en pürüzsüz 
en yüksekte ..
hep yüksekte kaldı en alçakta sandığım sızılarım
kuyu kuyu dibe sürüklediğim yıllardır 
en'lerin en derininde kaldı şu koşanların ıslıkları 
kayan yıldızların en hızlısı değil miydi şu peşinden koştuğun 
ufalanmasını beklemek ....

13 Ekim 2013 Pazar

Sızıntı Kulesi

şu gökten düşen paramparça parçalar
kimse için gibi değil de
sanki kimsesizler için hüzünlenmiş
şu akıntılar sokağın köşesinden yeni kimselere mi dönecekmiş ?
hiç sanmam siz ileride bekleyin beni
bekleyin ama gelmeyeceğim
'kedilere muzlarını yedirip geliyormuş'
şu küçük kıza kızgın suların şarkısını öğretip
küçük kıza akıntıyı öğretip
saniyede bir tel kopuyormuş saçından bu küçüğün
önemli olan kediler muzunu yedi mi ?
bir sokak daha geç kaldım
ama beklemeye devam edin geleceğim...

7 Ekim 2013 Pazartesi

zengin misin ?

"herkes faniyken , herkes aşk'a inanmışken 
neden böyle şeyler oluyor ?"
"böyle şeyler" nasıl ? 
ay'ın güneşten daha yıkıcı
güneşten daha parlak 
günü getiren güneşten daha yakın olması günümüze ay'ın
ne zaman oldu göremedik ağustos böceklerini 
uyuyor namuslu ruslar
kim size uyanın dedi ki ?

4 Ekim 2013 Cuma

Elem dolu çağrılar

arayışın verdiği kayıp duygu
onu hiç aradınız mı ?
onun varlığından haberdar bile değil çoğunuz
kim biliyor ? ben mi ?
nereden bileceğim neyi aradığınızı
niye merak edeyim
olacakları bile merak etmeyen sizler için
merak etmediğim bir şeyi
neden arayacakmışım !
şu ilerideki gemiyi görüyor musunuz ?
keskin bakışlı kedilerin yaşadığı adanın tam yanındaki batık gemi
o batalı çok olmuyor ama siz bilemezsiniz bunu
denizin dibindeki bir şeyi niye merak edesiniz ki
doğru söylüyorum değil mi ?
görünmeyen elmaslar sizde neden merak uyandırsın ki
insalar sizin için şehvet dolu bir titanic olamazlar
bu düşüncenizden vazgeçin ama size ne anlatıyorum ki
unutun gitsin

29 Eylül 2013 Pazar

Ben yavru kız

Yaşının korkuları akmayışından değildi tabi ... ne peki şu içinde yüzdüğümüz siyah yokluk ?
sorulara cevap aramaktan bitkin düştü yavru kız , olmayan koşuşturmalar yormuş muydu ? sen de koşan kanatlar kadar bağımsız mısın ? bak işte biz kuşları özgür sanmıyor muyduk ? ya kanatlar...
demek ki biz özgür olamıyoruz ya da zırhlı kanatlar kadar yük taşıyamıyoruz cumhuriyetimizde
  korkaklık bu ! öyleydi , korkaklıktı diyebilirim ama imkansız olduğunu kimse neden söyleyemedi ki bana 
çünkü ben dinlemezdim . Ben yavru kız ağlarken kendimden başkasını dinlemezdim eskiden  , şimdi ne oldu biliyor musunuz ? başkaları da ağlıyormuş 

People are strange

hayır , genellikle ruh halim ağır oluyor diyebilirim
genellikle iç karartıcı bir ruh halim var diyebilirim
yani , yani sanki pek evde olmayan biri gibi
pek fazla huzur bulamayan biri gibi
bir çok şeyin farkında ama bir çok konuda pek emin olamayan biri gibi
 

12 Eylül 2013 Perşembe

Biliyor musun ?

bazı şarkılar ağlarken daha güzel söyleniyormuş
sesin daha gür mü çıkıyor ? hayır
seni duyabilirler mi ? duydukları şeyi sevecekler mi ?
duyamazlar ki , nasıl duysunlar
nereye baktığını biliyorlar mı ?
hayalin ne ? hayal kurmana izin veriliyor mu ?
böyle boğazındaki yumruyla yaşamaya devam edebilir misin
kör etti tılsım beynimi doğru , ama insandık değil mi
öyle derlerdi ya herşey bizim içindi doğru
çok yüksekten zıpladığımda sırtımdaki kemik
senindi doğru , değil mi ?
öyle anlatmışlardı

10 Eylül 2013 Salı

Dinmeyen yağmurlar yağsın

aslında bir konu var
neden konuşamayız
neden hep suskunsun
ben güzelim kadınlar berbat
neden buna gülmezsin
neden hep mutsuzsun
sorular sorunca dersin ki
neden çocuksun , neden büyümezsin
elimde cevabım yok 
olsa neye fayda 
yüzün bana dönmez ki

ağzımda hep tadı var 
üzüm gibi paslı bitince gitmez 
hem yarası  hem dikeni var
batırır beni de yaralar acıtır sabahlarımı

birileri var birileri var
birileri yine sarhoş
birileri yaz birileri kış birileri önce
birileri bize apaçık birileri pişman 
birileri bize çok acı birileri çok acı 
birileri bize çok acı çektirdiler
birileri farkında birileri farketmedi
birileri sağ birileri sol birileri farketmedi
o da bunu hiç görmedi bu da sana hiç yetmedi

üçgen gezegenleri meşru cinayetleri
yine onu vurdular yine ona bam 
yine geri sar yine sarhoş yine benden uzak kalmış 
beni terketmedi beni bırakıp gitmedi
bir yanı yazı bir yanı tura bir yanı da bana kalmış
yine ona ne güzel seslendiler
yine gözü apaçık 
gözleri apaçık
birileri bize çok acı getirdiler
Yasemin mori

7 Eylül 2013 Cumartesi

Pedios

istasyonun isabetlerle dolup taşacağını diliyorlar
pencereyi yağmurların ıslatacağına inanıyorlar
mutlu biten bir kitap yazacağız
sonra gerçekleştiğini izleyecekler
bazıları peşimizden gelecek
bazıları kalbinin peşinden
izlemeye gelecekler
katmanlar arası yolculuğumun onları kışkırttığını göreceksin
güzel yaratıklar fısıltılarınızı etkili hale getirene kadar
şarkı söylemeyi bırakana kadar
orada olun
sizi seviyorlar
bunun nedenini bilemiyorum
anlam veremediğim cadılar sizi seviyorum

5 Eylül 2013 Perşembe

Yılanlı kaya

kırmızı kayığa binmiş olanlar
henüz gelmeye niyetli değiller
peki ya gelmeye niyeti olanlar
neden gitmek zorunda kaldılar ki ?
kim git diyor şu gidenlere ?
ya da şu hissedilemez olanlar
etkisini kaybedenler
kim öl diyor onlara ,
kim değersiz olduklarını söyledi ki ağustos böceklerine ?
hangi gece , bunca güzellik varken karanlığın arkasında
yaşayamazsınız diyen ?
bize bunca kötülüğü yapan kendini hangi aydınlığın arkasına sakladı kim bilir

1 Eylül 2013 Pazar

İnci refakatçısı

sonsuz basamaktaa sona çıkıyorum
yollar nasıl böyle ıssız, nasıl kırmızı
nasıl büyüyor kar topları yokuş yukarı hala
kristallerin beyni olan incileri her basamakta boşluğa bırakıyorum
yanlarına kamburlarımı refakatçı yolluyorum
"yatağın başında öten makineler altında uyuyan hastalar , etrafında fır dönen refakaçı"
bu kadar amacına uygun değil inci refakatçısı
kar kristalleri arasında incileri buluyor
onlar boşluktaki yuvalarına ulaştıklarında
refakatçi uyuya kalıyor
 O bir daha uyanmadı ve bunun sorumlusu benim , suçlusu da

30 Ağustos 2013 Cuma

İkinci gün

İkinci günlerde dışarı çıkmam ben , ikinci günlerde yaşamam
haftanın ikinci günü
ayın ikinci günü
ikinci gün kötülüğü getirir
iyilik kötülüğe daima yalın ayak ve toprak üstünde koşuyor
görüyorum ölenleri
zamanları çok aslında ölmemiş yine beni kandırıyor
kan , tortu , parçacık , ölüm hiç aklıma gelmezdi
neyse ki hala gitmedi

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Çabuk kalk !

"gemiler,yakıldıklarında kaptanlarının ölmediğinden emindirler"

   seni sevdiğim için acıyorum kendime
sonra sen yağınca
ormanı veriyorlar avucuma
aslana en güzel ceylanı hediye ediyorum
gece bahçemde etobur çiçeklerimi besliyorum
sonra acı geçiyor
şeytanın iyi çocuk oluşunu seyrediyoruz birlikte
çizmeye çalışıyorum şeytanı
aslını çok iyi biliyorum
aslında benzemeyen dudaklar çiziyorum
rüzgarın pelerini olan saçları çiziyorum
kulakları olmasın , duymayan kulaklar
gülmesi için dişlerini unutmuyorum
susması için küçük diline altın kilit
konuşması için ne renk olduğu bilinmeyen bir çift göz
şelale manzaralı bir ev
 içmesi için bir yığın şarap
ağlaması için duvara resmimi çiziyorum

Cincinati

Ray seslerinin evimin sesleri olduğunu biliyorum
sonumu koklayabilirim , bunu yapabilirisiniz
yolculuk bir uyku ritmi mesafesinde , ya da narinliği
ya da camın yanından hızla koşan ağaçlar kadar , tadımlık saniyelerin içinde , kayıp , hızlı , yok !
ağlayan bebekler , katilleri , ölülere suyu sek içiren rahibeler
bu vagon çok kalabalık

cincinati
saat 02.11

9 Temmuz 2013 Salı


uykun var mı ?

şimdi gelmiyor aklıma "şiir yazayım"lı güzel sözler
bu gece son uykum gibi de degil aslında hep öyle uyurum
senden de korkmuyor bünyem rüyalara alıştı
söylesem anlarsın biliyorum
bi yatağım var umutların çelikten taht'ı
şimdi hiç zamanım yok
kalabalıktan hoşlanmıyorum üzerime üzerime yürüyen insanlardan
sabah bir kedi sevdim nasıl oldu bilmiyorum
"love me two times"

8 Temmuz 2013 Pazartesi

... (virgül)

çamurun kalbime baskısı , hissedebiliyorum
şu "altın elbiseli adam" rüyası o yüzden
bataklık balıkçılarının üzerime yürüyüşü de ...
bilmiyorum şu ilerideki ışık sandalı ne zaman karanlığına bir evlat verecek
ya da kahraman gelip ne zaman sandalın cüce korsanıyla dövüşür bilmiyorum
sana soruyorum ayağımın altındaki kurbağa dövmesi
ne kadar zaman oldu ? sen bana hiç bir şey anlatmadın , konuşsana neyin var ?

7 Temmuz 2013 Pazar

Sonuçta var -sonuç da var-

bir tılsım var yan etki adını ondan almış belki de , bir şey var anca üç gün dayanıyor etkisi tılsım onu parçaladı parçalar etfarta bir bir toplayamazsın , kimse uğraşmaz
koş diyorsun koşmuyor yancıların
sus dediğinde susuyor belki
"ya niye böyle oluyor" ' lu cümle kurdurma bir kere bana tılsım bir kerede
nasıl sana benzemişim
nasıl da yavru kız olmuşum gerçekten
o bahçe onu unutmadım keşke orada kalsaydım
ya bir kere suçunu kabullen !
 https://www.youtube.com/watch?v=Q29YR5-t3gg

Kırdı

çakmağını yere çarpma bir daha
bir kaplan ileride yuvası var
onun saldırmasını istemezsin zaten gözü burada
sakin ol , baba sakin ol
şu konduramayışından uzaklaş
senin karşında ben büyüyorum küçülmene ne gerek vardı ?
tek istediğim artık bana yalvarma
keşke görmeseydim hiç
küçük baba sakin ol

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Kaçık

hoşuna giden ne varsa söyleyebilirsin
burası hisler dükkanı değil belki ama söyle
dünyayı sevmiyorsun belki ama .. tamam neyse
silahını bırakmayacağından emin olmasaydım senden önce bırakamazdım
belki Bonnie değilsin ama onlar da özlenmiş midir ?
bilmiyorum
ben de Cylde olmaya çalışmıyorum
hırsızlık yapmak değildi amacım , biliyorsun
onlar özlendi , onlar da yaşamayı özlemiştir
biliyorum
neyse uyuyorum tamam silahımı bıraktım

yetişemezdim

"her gece randevuları" onlar çoktan unutulmuş
bir nehirsin sen ! altın dişli köpek balıkları görüyorum onlarla işin ne ?
ve kuş bünyeviliğinden haber getirdi...
umut , o bana geçenlerde öldüğünü söylemişti altın dişlilerinin onu parçalamaya çalıştığını duymuştum
su asla tükenmez sanırlar baksana köpeklerin peşimde koşuyor
etrafımda kimse sefilleri oynamıyor
ya da küçük kız çocukları da yok
"kim sever ki küçük kız çocuklarını ? "
bu cümleyi kurduran hayali hatırlıyordur arkadaşımın arkadaşı
- sahi ! o kim  ?
+ arkadaşımın arkadaşı

4 Temmuz 2013 Perşembe

Boy blue

"You send a letter with photographs
And I'll tuck them under my dreams
And if we wake up old beyond our years
Not quite as brave as we seem
It's just the pain that never disappears "

Kavis

çelikten değil kimse
sen ağlayınca onlar paslanmaz
biraz daha yük binse omuzlarına
o zaman , "o zaman"'lı cümle kurmayı öğreneceksin
zaman geldiğinde yay yerinden fırlayacak , bugün gördüğüm rüya kadar hızlı unutturmayacak
ya da dün gördüklerim kadar yakışık olmayacak zaman'a
yay kristal çerçevenin fotoğrafına erişebildiğinde
susmayı öğrenecek güneş
tüm ışık ay'a bahşedilecek o zaman "o zaman"'lı cümle kurman kolaylaşacak
ve o zaman a dönmeye niyet kalmadığında sana bahşedileni avuçların kabullendiğinde uçmak için kanada ihtiyacın kalmayacak

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Yavru kız

bahçemdeyim hala , bekliyorum
tilkilerim nöbette onların kaçık olduğunu bilirsiniz !
hala yaşlıyım , hala bahçede
kapı bekçisi olmaları için ben emir verdim
tilkilerimden biri dile geldi
bir işareti beklediğim doğru ! ama bu muydu ? bilmiyorum
şarkı mırıldanıyor tilki -bu tilkilerden hüzünlü olanı-
"şarkı iğrenç kapa çeneni"
"ISRARCI TİLKİ KAPA ÇENENİ"
susmaya niyeti yok gibi , kapıyı araladı sadece ve ;
"sen artık çıkabilirsin yavru kız"
yavru kız ! işte işaret bu yavru kız
bu güzel , kullanışlı ...

askdsjs

ajsjdhhdjhjdhjdhjdhjhdhdjjhdjhhdhdh

Cılız

bahçe hayal ettim ağaç elbette olacaktır
iki kedi olacak kedileri sevmesem de kedi olacak
evlerin bahçesi olur bu bahçenin bir evi olmayacak 
iki tilki şu beynimde cirit atan iki kaçık
onlar giremez içeri onlarla konuştum
kediler göz önünde olacak bu şart 
bir de kadın olacak , kadın hep kaçar
onun buradan çıkmasına izin yok 
sadece kemikleri sert olacak 
dizleri onu taşısın yeter 
yaşlı bir kadın bu , kaçmaya çalışsın yeter 
hiç bir şey onu iki kaçıkla buluşturmayacak 
kapıyı kimse açmayacak ona ne evin bahçesi var ne bahçenin evi kedileriyle kalacak onları sevmek zorunda 

Yaramazlar

bir ağaç , etrafı kahverengi cırcır böcekleriyle süslü
ağaç hala yeşil böcekler de kemiremez artık hepsi çatlamış
bu kadar tiz çıkan sesleri
"bahçesi olan herkesi uykusuz bırakmak , onları düşünmeye mahkum etmek için" düşünülmüş olmalı
yaradılış hep hüzünlüdür
kayboluş zaten adı anılamayası ! zordur
diğer yaz için seni bekliyor olacak kahverengi yaratıklar
belki bu kez işe yararlar
dün yaramışlardı
"işe yarayan yaramazlar"

29 Haziran 2013 Cumartesi

Light my fire

Şu umrumda olmaması gerekip de sorun ettiğim hiç bir şey umrumda değil . Sen olman gereken yerdesin ne bir adım önde ne bir adım geride . Ben kurtuldum . Her şey olması gerektiği gibi , tedavim bitti . Tam olarak nedenini bilmiyorum ama ben burda hep bekliyorum , buradan çıkartabilirsin biliyorsun . Keşke hep içsen diyorum , keşke her saniye içsen ! ne bileyim her kapı için anahtarın var biliyorsun o anahtarlar tükenmiyor . Ben hep kapının arkasında olmak istemiyorum ya da önün de de olmayayım ... sen kapıyı aç içeri ışık gelsin yeter
açık bırak her yeri daima 
pencereler açık
kapılar açık
hislerim açık
kamburlarım yuvalarına döndü şimdi algılarım açık
uykuyu aldı gözlerim uyku yorganıma zimmetli sanırdım 
bugün her yer açık , gece ferah 
"gaz lambasının gazı da sabaha dayanır" bu güzel 
"kalemimin mürekkebi de yerinde"  bitmez gibi ağır 
yazılarım da öyle bitmez gibi ağır 
bugün her şey ağır , gece hafif , amuzlarım hafif
göz kapaklarım , ruhun zilleri çalacak birazdan 
göz kapaklarım hafif...


Sokak var , ev kaldı , oda kaldı !

bir kutu açtım sayfalar yenisini açmaktan yıpranıyor
bir adam belirdi karşımda onu unutmuştum 
arkasında bir kaç adam daha 
hala beni almaya geldiğini umdum
"o kolumdan tutacaktı beni götürecekti
diğerleri ise O'na yardıma gelmişler ki , heralde yerde kalan tortularımı onlar toplayacaklardı"
 ben değildim içimdeki küçük öyle söyledi 
adamlar ön saflara geçtiler tanrıyı arkalarına almış gibiydiler
evet o arkadaki O benim tanrım 
çok aşıktım , "çok" vardı bağlaç bir de "sadece"
küçüğümün aklında şu şarkı "He walks but nobody sees him 
He talks but no one hears his cry, oh no 
He who walks alone " 
kollarımdan tuttu tanrı adamları
son kez baktı içimdeki küçüğe yaratıcı 
o da bir şey mırıldandı
"not for him , feel sorry for me ! Say goodbye to my little one "
Doğru , evet bu gerçekten doğru !
şimdi durma şimdi sen sen olma
olması gereken bu değil
kayıp bir şehir yok
şehir yok !
mağaralar var , yeni insanlar...
yeni kalpler yok
beden mi istiyorsunuz ?
tamam doğru bu doğru !
şimdi yavaşla , beynini altın akvaryuma sal
bedenler arayışı buldu
şimdi koş
"burası çürük et kokuyor !"

27 Haziran 2013 Perşembe

04.46

sırt üstü yattı hazlar
tepede ay ! tam tepende
utandırmak için , tüm parlaklığı üzerinize zimmetlendi
kurtlar ulumaya başladı
saat 04.46
dışarıdan bir şarkı sesi geliyor
kulak verdim şarkıya
bir dakika ver
ben delirmiyorum eminim
buralarda bunu senden başkası çalamaz
sesi aç biraz daha bu şarkıyı seviyorum
neyse ya ben uyuyorum
 http://www.youtube.com/watch?v=DAX20LoVgxE

25 Haziran 2013 Salı

Uyumaya...

yürüyordum hep , bir duruyordum !
sonsuz durak vardı önümde sonsuza dek beklerdim .
bir koşuyordum peşimde tanrının büyücüleri
hikayeyi onlar bitirir hep unutma 
yüzüme bir toz serpti sepetinden
uyumaya karar verdim 
hikayeler bitmez , gerçek hikaye bitmeden
gerçek hikayen bensem eğer
ben uyumaya karar verdim 

24 Haziran 2013 Pazartesi

O denizi çok sever

Dün atmıştım üzerimden seni
varlığını .
arkada kızlar ağlarken
çok içmişlikten
kızlar kusarken
kendilerini yerlere atıp çok sevdikleri sevgilileri yok diye ağlarlarken
seni hiç aklıma getirmediğime yemin edebilirim (!)
ayağa kalktım göğsümün üzerinden aldım seni avuçlarıma
o meraklı ama yakışıklı sayılan çocuk arkamdan gelmeseydi
bunu tek başıma yapabilirdim
ama avcumdakinin sen olduğunu söylemedim ona sadece sevdiğim bir şiir
dedim atıyorum denize . O denizi çok sever ...

22 Haziran 2013 Cumartesi

Artik bakmiyorum bile
Baksan ne olacak ne fayda
Gözlerim seni böylemi görsün ?
Kimse emek sarf etmiyorken
Ben sonuna kadar yüzdüm karanliginda
Değer verdim elbet
Fazlasini aldim
Ama sadece beni tanı istedim
Senli suskun gece
Metal parçasının canımı almasına değer
Bil istedim ....

Şaman

zaman iki çubuk arasında
ellerim kir , pas
gözlerimden kanlar akmıyor belki
bir sinema filmi olmayacak belki hayatım
ama ben senin görebileceğin "en genç , yaşlı yaratığım"
parmak uçlarımda karıncalaşma
kucağımda kutsal kertenkele 
yer altından bir ışık sızıyor yer yüzüne 
büyük doktorumu bekliyorum 
o hep en derinden gelir
ışığı sızıyor demiştim
şarkılar söyleyerek geliyor , dinle
"ne-nye-ma-wa-wa
ke-ta-ka-ta-na-na"
"dört kere vuruyorum
davula dört kere vuruyorum"
daha da yükseldi ışık göz açılmıyor , parlak
"tama" sessiz kurtarıcıyı dinliyor
dinle 
"kete-waga-yase lye-ya-yani
meto-se-neni aly-e-ya-yani
kete-waga-yase lye-ya-yani"
"kutsa bizi geldiğinde
insalar geldiğinde

18 Haziran 2013 Salı

Kaçık Sokak

kırmızı taşlarla döşeli sokak
yirmi iki kare saydım henüz
etraf göz kamaştırır
sokak hayvan dolu
her cinsden var , bütün yaratılanlar dökülmüş
sokak şimdi elli beş kırmızı kare
artık saymam istemiyorum
sokak aydınlık parmak uçlarım ışığı kokladı
bu sokak kaçık sokak

17 Haziran 2013 Pazartesi

Yankının çocukları

yankının çocukları... 
ışığa gelin ! elbette burada sizi bekleyen çok şey var
buraya gelmek için sessizliğe ihtiyacınız var 
ve belki de bir köpeğin hırlaması ,
koşmanıza yarayacak olan .
şiddetli olması gerekir sözlerinizin 
çiğ gibi olduğunuz yerde erimemeniz de önemli 
bakın atalarınız sesleniyor "büyümüşsünüz" öyle söylüyor ay !
"ışığa koşun çocuklarım ayaklarıma kapanın" diyor büyük atanız . 
koşun yankılarım sadece koşun artık !

16 Haziran 2013 Pazar

Büyük Yoruculuk

büyük bordo sis ardından belirdi ay 
sis gözlerimi kana buladı 
büyük yolculuğun büyük yoruculuk ile geldi sana unutma 
koşman bir şeyi değiştirmedi belki 
ama sen yerinde saymayı da seçmedin -benim gibi-
beni seçmemen de iyi oldu 
seçilenlerin hep yenilgi aldıklarını herkes anladı 
seçilmişler hep kaybeder bunu büyük sisin içinde renklerin kaybolurken anladılar
herkes farkında 
hepsi anladı
hepsi mutlu , belki de hepsi ağladı 

10 Haziran 2013 Pazartesi

Rest çekilemeyen çekyat

O çekyatı herkes bilir evde genelde ondan bir adet vardır kıymetlisini çok seven aile fertleri o çekyat'a oturmak (yayılmak,uyuklamak vs vs) ister . Neredeyse evin en büyük çocuğuyla aynı yaştadır ama kimse onun hurdacıya satılması fikrine sıcak bakmaz ! onu severler , her yaz-kış mevsim temizliğinde o göz önünde durur yorgunluğunuzu o alır tamamı ile parçalanana kadar ne evin annesi ona rest çekebilir ne de çocukları ... dağılana kadar orada olması gereklidir bu ev halkının iyi hissetmesini sağlar... rest çekemezsiniz ( ben şimdi bunu niye yazdım ? )
"Insanlarin size kizgin olduklarini bilmeleri ve bunu size bildirmeleri degerliliginizin bir göstergesidir . Bunu anlamis olmanizin size getirecegi en buyuk arti sukunettir ve susabiliyor olmanin huzurudur . Simdi ilk kez , kendiniz icin yapmadiginiz bir seye sevinebilmek icin cok vaktiniz var "

Çirkin Boss

Boss o kadar sıska bir at ki ona belki iyi hisseder diye bu ismi verdim . Onun sırtında en planlı cinayetime gidiyordum , şimdi bir ahıra bıraktım onu elveda Boss. 14.45 Cincinati-Alabama treninden sevgilerimle ...

Soğuk metal parçası

yarının yok olmasını izleyemezsin !
insanların senin yok oluşunu izlemesi de adil olmaz
çiçeklerin solması da ,
insanların ölmesi de ,
mağlup olanların senden daha fazla gülmesi de ,
susuzluğun bedenini sarması da ...
sana kalırsa sadece bakarsın ama izin de veremezsin
peki soğuk metal parçasının hayatını elinden almasına
karşı çıkmalı(mı)sın

9 Haziran 2013 Pazar

Küçükken ölümün olmadığına kendini inandırdığı gibi buna da inanmaya çalıştı . Bu inanılması güç şey , yaşamının bir parçası olmak için iyi şeylerle yarışırken yarışı kazanmak üzere olduğunu  fark etmemiş olmak salaklık olurdu . Ona bakılırsa ölüm de çok saçmaydı , yaşamak bu kadar güzelken insanlar niye ölsün ki ! şuna inandı ki ölümü çağırmak en iyisi olacakdı...
Ölüm kapı arasındaki en gurursuz ve en aciz şey ; kim çağırırsa ona gidiyor ve hepsini aynı aşkla sarıyor hepsine aynı yalanları söylüyor hepsinin aynı duyguları hissetmesi için büyük özenle işliyor ve sen ibadetlerini büyük huzurla yerine getirirken en büyük fahişe seninle aynı duygular içinde belkide aynı huzurla ölüyor... şimdi adil olmanın hiç zamanı değil , çağırılanı beklemenin de .

8 Haziran 2013 Cumartesi

...algının bir parçası olmaktan kendimizi alamadığımzda
düşünmeye dayalı merdivenlerin altından
batılın peşinde koşan
kara kediden farklı olamayız
o bilindik boşluktayız -ki
olmaktan başka çaremiz yokken
kimsesizliğin ayrı köşelere fırlattığı çocukları olmaktan kaçamayız

7 Haziran 2013 Cuma

SUS

şaman yine sustu
bir bıçağı kalbine sapladılar
bu cinayetti
ve babasıyla yaptığı otopsilere benzemiyordu
"şaman , adamın elini kesmen artık onun canını acıtmaz o bir ölü"
evet fark buydu şaman daha yaşıyordu ve canı acımıştı
ama zaten kesilen eli değildi
eli olsa buna katlanılabilirdi
ipek beyaz eldivenin cebinde olduğunu hatırladı
ipek eldiven
O'nun eldiveni bu
bıçak yarasına bastırdı daha çok acımıştı şimdi
o eldiven acısını hep dindirmişti
şimdi niye böyle olduğunu düşündü ?
düşündü , düşündü
eldivenden daha da beyaz , parlak bir boyutta buldu kendini
kendi kendine şarkı mırıldandı
şimdi isterse kalbini söküp alsın doktorlar
"şaman ! o bir ölü"
Şikayet

Şikayet edebilen her çocuk (birey) oyun bozan , keyif kaçıran , kıskanç , fesat vs vs değildir . Şikayet edebilmek ayrı bir şey ya bir korkmamazlık , düşünememezlik , başkasının senin yerine düşünmesinin kolaylığından faydalanma ya da düşünmek istememek ile ilgili olan aciz bir şey de ...  Bu insanın elinde bulundurduğu bir güç sayılabilir aslında işinizi kolaylaştırır belki yalan bile söyleseniz sizi haklı çıkarır en kısası geldiğiniz her yaşta arkanıza baktığınızda çoğu şeyi şikayet ederek kazandık . Konuşmaya başladık babamızı annemize , artık koşuyoruz o kadar büyüdük ki annemizi babamıza , gelecek planımız hazır baba artık uzak bir dünya ! tek engel annemiz annemizi öğretmenimize (belki bir uyanışı getirecek beraberinde anlayışı , belki ne bileyim neyi ?)

5 Haziran 2013 Çarşamba

Çığlığından sıyrıldı

iş çığrından çıktı , adam hızlı
kız çığrından çıktı , adam hızlı
göz uyandı , uyanık ve hızlı
etraftakiler bakına dursun
adımlarım sert
kapının arkasına saklanan beyin tomrun
yüzünde küçük iki çukurcuk ; göz altların
kötülükler hızlı , yıkıcı ,güçlü
her şey bittiğinde kızgın sel kurşun gibi
"can acıtmıyor şapşal , kurşun gibi sert demedim kurşun gibi hızlı demek istedim"

31 Mayıs 2013 Cuma

Aşk Yapmak

ona bu terim çok güzel geliyordu
masum olmak iyidir
ama nehir kıyısında
çizginin ucunda
ondaki masumluktan çok
saldırışını görmek
aşk yapmak hoşuna gitmişti
bu terim ona mahsustu
kutsaldı , semboldü
her şeyin yeri olduğunun farkındaydı
şu an başkaydı onun bu halini sevdi

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Makwa-ikwa

"ruh bütün gün sana sesleniyorum
ruh bugun sana hitap ediyorum
çaresiz kalanlar sana yakarırlar
nimetlerini bana gönder "

topraklarımıza dönüyoruz
manitus bize bilgeliği gönderdi
sana makwa-ikva'nın donukluğunu bahşetti
kabilende sarah'ın arzuları,şehveti...
ay ışığında çürük kalçalarını
emekliyerek sana çürüyen dizlerini
pürüzsüz göbeğinde ellerini gezdirirken
sizin zevk kuşanmanızı beklediğini söylediği kız çocuğu
makwa'nın donuk derisinde baldırlarında göğüslerinde sakladığı sembolleri
makwa şimdi size engel olamaz makwa-ikwa " ayı kadın "
eğer arzularının kırbacının altına girerse tanrı ona yüz çevirecek !
makwa risk olamaz
makwa sana sadece şifanı verebilir "Cawso wabeskioru"

28 Mayıs 2013 Salı

Kar Diline Değmeden

Kar dilinde konuş
nefes alma şimdi , koş
ayak izleri çelik
kar yere düşsün dokunma
kar dilinde konuş benimle
benimle konusurken nefes alma
koş , yakala , bağışla canını en asil evcilin o senin
pembe kar diline değmeden onu bırakma

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Ne yaptığımı anlayamadım
aslında yine her şeyi O yapıyor
kutsal su
kutsal toprak
affedici
bağışlayıcı
kutsal icat
şükretmek klişenin bastonu oldu artık  <>
çok teşekkür ederim

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Neler yapıyorsun ?

bensiz alıştığın sokaklarda neler yapıyorsun ?
gözlerin neler yapıyor ?
saçların
omzuna attığın kırmızı gömleğin ne yapıyor
ya da şu omzuna atıldığım ölü şehir bana ne yapıyor ?
bekleten iskeleler ?
rahatsız eden çiçekçiler ,
çektiğimiz niyetler şimdi denizde , ne yapıyor ?
gömdüğüm fotoğraf nefesimi nasıl kesti
aradım geri döndüm yok
geri döndüğümde olmayan sen bana ne yapıyorsun ?
niye ?

23 Mayıs 2013 Perşembe

Kayalıklar Lordu

sen kayalıklar lordusun
- ki yaşamam ayaklarının altında
olması gereken büyük kayalık altından sana yaşam aşılayan karıncalar
beynimi uyuşturuyorlar
karıncalar çığlık çığlığa yerden
beyin ufalamalarımı topluyorlar
bir örümcek kadar dolaşık ağların
küçük bir böcek gibi takıldım
debeleniyor ufalamalarım
sen en büyüksün ya !
sen kayalıklar lordusun

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Çok da kötü sayılmaz , kötü olan şeyleri saymazsınız siz sağ yanağınıza yediğiniz tokatları saymazsınız elinizde kızıl saçları güzelliğinden teker teker sayarsınız
çok da kötü sayılmaz ? - mı
kötü sayılmaz mı
kötü olanı sen saymazsın ben sayarım
sen gideceğini ben geleceğini sayarım
kötü olan şeyleri sen sayamazsın
onları duymak belki ölü ruhunu uyandıracak sanırsın
ki sen iyi olan şeyleri de yok sayarsın

21 Mayıs 2013 Salı

     Yüzyıl savaşı
Hangi yüzyıldan geldi beynime kalkan sesleri
Saçlarımı taradım
Aynadaki kırmızı gözler hangi yüzyıldan
Hangi yüzükteki zehir ,
içtiğim yağmur suyu ?
Hangi ağlayanın daimi rahmeti ?
Hangi ekin büyümez yüzyıllardır
Beynimde yosunlar hangi sarhoş kaptanın batık gemisinin kalıntıları
- da ! hangi gemi batar beynimden akarken bunca tuzlu su

Işığın nasıl yok göklerde
Oynaşırken güneşten terk etmesini istediğimiz
Kavuk
Etrafımızda rüzgarlar oynasırken
Hala korktuğumu bilen ayna
Ayna bana bakıyor
Sen gibi değil elbet
"Sen gibi bakmak" tek bir kere öldürene kadar on dokuz bıçak yarası
"Sen gibi bakmak"
Ayna şimdi yokluğunun bana yansıması kadar çatlak
Dağ gibi taş gibi çöllerin gibi
Işığın nasıl yok , nasıl yoksun yerinde
        Sağır Şaman
Düşünmekten düştü Şaman
Şehrin en kirli sokağına
Steteskoptan duyamadığı sesler
Çadırlarına damlayan çiğ taneleri
Ama o duyamaz
Kadına sordu "ne duyuyorsun ?"
kadın
"güm-güm-güm-güm"
Hala ölmemiş tengri yavrusu
Uzun gri şallı
Gri elbiseli
Kocaman gri tengri yavrusu
Şansı vardı
Ölmemişti
Öyle bir sarıldı kadın bin sarıldı
Ölmeyenine
Sağır Şaman duydu gri adamın
 "kemiklerinin aşkla valsinin topuk şakırtıları "
Duyulurdu zaten

beraber şiir yazmıştık ki

Can you hear me?


"uyandığımda insanlar daha buğulu
etrafta çarşaflar kanayan gözler görüyorum
ters giden şeyler bana doğru koşuyor
ben sana doğru koşuyorum
elimde senden kalan altın şemsiyem
değerlini yere vura vura kosuyorum
yapmak istediğim bu değil biliyorsun
yanındayken sadece bakıyorsun
kızgın , yağmurlar yağdırıyorsun tek hamlenle
suçlanmamdan korkuyoruz
senin değerlerin benim değmezliğimle koşuyoruz
yağmur dindi insanlar net
biraz da benim bir şeyler demem izin ver o zaman
kalp acısı ve sessiz ışık içindeki huri hakkında
karanlık bir ses içinde bağğıran bir melek hakkında
seslerle susturulmuş renklerle açılmış bir prenses hakkında
kapılarını sonuna kadar kapalı gösteren ama anahtarı üzerinden alan gardiyan hakkında
tek başına değildi, belki de öyleydi
şimdi filmin ilk bölümü bitti ve ay altından ikinci parçası geliyor
gözünle duyabileceğin kulağınla tadabileceğin bir mezarlıktan doğru
bırak ruh gibi dolansın tek başına da olsa yükselmekte olan ağaç etrafında " beraber şiir yazmıştık benim söylediklerim açık , seni hiç anlayamazdım zaten son noktayı sen koydun bense sadece tek sözümü hatırlıyorum bu şiirde , "senin değerlerine benim değmezliğime koşuyoruz"